top of page

OTOMATİK PORTAKAL

A Clockwork Orange; Anthony Burgess, 1962


Adı nedeniyle dikkatimi çeken ve birçok kitap tavsiye listesinde yer aldığı için okuduğum modern klasik.

Yazarın hikâyesinin kitapta etkisi olduğunu düşünüyorum. Tedavisi olamayan bir beyin tümörü tanısı konduktan sonra öfkeyle masaya oturup öfkeyle yazdığı anlaşılıyor. Ancak öte yandan okul, toplum, iktidar, muhalefet, din ve diğer tüm kurumlara yönelik acımasız ve bir o kadar da gerçekçi eleştirilere yer vermiş.


Her yerde suç, şiddet, hırsızlık, gasp ve tecavüzün yer aldığı can ve mal güvenliğinin olmadığı, polis ve iktidarın yozlaştığı, muhalefetin kendini haklı çıkarmak için her yolu mubah gördüğü distopik bir toplumda, her tür suça bulaşmış henüz 15 yaşındaki bir çete lideri olan Alex’in ağzından birinci bölümde suç ve suçlular anlatılıyor. İkinci bölümde ise Alex tutuklanır ve hapse atılır. Orada yaşadıkları ve suçluların ıslahı için geliştirilen bir yöntemin üzerinde denenmesine yer verilir. Son bölümde ise ıslah edilen Alex’in topluma geri dönüşü ve başına gelenler anlatılır.

Kitabın ilk bölümünü okurken çok rahatsız oldum çünkü dili ve anlatımı çok rahatsız edici. Alex ve arkadaşları oldukça kaba ve küfürlü bir dil kullanıyorlar ve yaptıkları kötülükler, işledikleri suçlar suçu yüceltir bir biçimde anlatılıyor. Çünkü Alex yaptığı kötülüklerden zevk alan biri. Sadece eğlenmek ve zevk için de suç işliyor. Ama sonra bu dile hak verdim çünkü kötülük ancak böyle ifade edildiğinde gerçek kötülük oluyor. Ve biz görmek ve duymak istemesek de böyle bir dünya ve böyle bir dil var. Bu yüzden kitabı daha çok yetişkinlere önereceğim. Suçluların gözünden suça ve ıslah çalışmalarına mükemmel bir bakış sunuyor. Diğer yandan insanın içindeki vahşeti de tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.


Kitapta tartışılan ana düşünce insanın otomatik bir makine veya robot gibi iyiliğe şartlandırılması, iyiliği seçmek zorunda kalmasının iyi olup olmadığı. Suçluları ve kötülük yapanları böyle bir yolla ıslah ettiğimizde iyi bir şey yapmış olur muyuz? Çözümlenemeyen şiddet olaylarını engellemek için, güçsüzleri korumak için bilimsel deneyler ve her yol denenmeli mi? Özgür iradeden yana olup klasik ıslah yolları mı kullanılmalı? Bu tartışma insanın yaratılışını hatırlattı bana. Melekler iradesiz ve sadece iyilik yapan varlıklar iken Allah kötülük ve günah işleyen insanı yaratır ve kendine halife/ yeryüzünde temsilci seçer. Kur’an’da insanın kötülüğe olan eğilimi sıkça hatırlatılır ve Allah isteseydi kimse kötülük yapamayacağı vurgulanır.


Öte yandan iktidarların ve muhalefetin olaylara bakışının ve çözümlerinin çoğunlukla popülistçe olduğunu da güzelce anlatır kitap. Sözde özgür iradeyi savunanlar kendilerini haklı çıkarmak için Alex’in intihar etmesi için ortam hazırlar ve bu girişimden pay çıkarmaya çalışırlar. Gerçekte insana, bireye değer veren yoktur.


Olaylara bakış açımız değiştiğinde tepkilerimiz ve davranışlarımız da değişir. Mağdurların gözünden bakınca suçlulara bakışımız, duygularımızdan oldukça etkilenir. Alex ve arkadaşları tarafından tecavüze uğrayan ve yaşadıkları nedeniyle ölen kadının kocası, Alex’i evine alır ve ona yardım eder. Ancak gerçekleri fark ettiğinde her şey değişir.


İlgisiz, sevgiden yoksun, iletişimin yok olduğu ve bozulmuş aile yapısının çocukları nasıl evden uzaklaştırdığını, bu çocukların nasıl birer suçluya dönüştüğünü de gösteriyor. Anne babasının hapse düşmeden önce, hapisteyken ve çıktıktan sonra Alex’e bakışları, davranışları dikkate değer. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek kötülükleri görmezden gelmenin ve namusluların da namussuzlar kadar cesur olmamasının toplumu getireceği noktaya da işaret ediyor.


Kitapta dikkatimi çeken şeylerden biri de hapishane papazının tutumu. Burgess kitapta en iyi rolü ona vermiş diye düşündüm. Yapılanlara dini ve felsefi açıdan ve gerçekten karşı olan tek kişi. Bu yüzden işini de bırakıyor.

Biraz uzun oldu ama söylenecek daha çok şey var. Kitabın ilk bölümlerini okurken böyle olacağını hiç düşünmemiştim.

83 görüntüleme
Yazı: Blog2_Post
bottom of page